Ecinnilerin uykuya daldığı karmaşık ve karanlık saatlerdeyiz. Son sarhoşlar voltasını dar kaldırımlarda atıp hafakanların yanında garip uykularına daldılar. İn cin top oynarken ilk cam kırılmasıyla uyanan köpekler alışkanlığın vermiş olduğu rahatlıkla tekrar daldılar uykularına. Yolların karanlık noktası sonsuzluk hissiyle birleşip hiçlik çukuruna doğru gösteriyordu menzili.

Birazdan bir saatin alarmı gibi programlanmış saba makamı ehli imanları secdeye davet edecek, bazılarına vicdan azabı çektirecek, bazılarını sadece uyandıracak bazılarının kalbinde ise şu melun saatlerin neden olduğu pasın yerine nurani bir hidayete erme aşkı uyandıracak.

Bilirsin işte kötü saatlerdir bunlar. Hemen her mahlukat için anlamsız, bitevi ve sıkıcı saatler. Serseriler son vurgununu yapmış, hırsızlar kaçmaktan yorulmuş, aşıklar rüyalarında bir dramın ardında gezip rüya faslını bırakmış, şairler son dizelerini çiziktirmiştir. Büyük laflar konuşan filozoflar uykularında bile nutuk atmayı bırakmış, gaz salınımlı bir devredeler. Adeta evren kendini yenilerken her hücreyi ayrı bir tatile göndermiştir.

Oysa benim için hayat bu kadar karmaşık ve melankolik olmamalıydı. Ayşe Ali’yi tam şurada terk etti. Ne kadar metanetli çocukmuş Ali, kız giderken umursamazı o kadar iyi oynadı ki yılların tecrübesi ben bile inandım umursamadığına. Ta ki akan her damla göz yaşına iki avuç suyu tam yanı başımda boca edene kadar. O zaman üzüldüm işte.

Ya şu sürekli sessizliğini içine ağlayan Mehmet’e ne demeli. Pısırık, güçsüz ve başarısız olduğu için sürekli aşağılanan Mehmet’ten bahsediyorum evet. Neden üç maymunu oynuyorsun ki sen de biliyorsun, babasının mapusta olduğunu. Namus davası diyorlar ya da yan kesicilik. Velev ki en kötü günahı işlemiş olsun suçunu neden şu kara gözlü çocuk çeksin? Acımak kolay iştir, elden bir şey gelip yardım etmiyorsan daha kolayını başarıyorsun.

Hey hey hey sen ne yapıyorsun orada? 9 yaşında bir çocuğu top oynuyor diye dövemezsin. Bu maddenin tabiatının inkarıdır ve senin işin inkara kalkışmak değil. Doğayı, bilimi, ilmi, felsefeyi, beni onlara anlatman. Diyemiyorum değil mi? Tazyikim artıyor sadece biraz. Ayrıca beni anlatmasan da olur özgüvenime hayran kaldım şu an.

Ya hu tamam okul sıkıcı, dersler yoruyor, ergenliğinizin deli çağındasınız ama okuldan firar için benim kafama basmak zorunda değilsiniz. Her yükselme eyleminde bir başkasının sırtına bindiğimiz karanlık çağın, karanlık saatlerindeyiz.

Vardiyam yirmi dört saattir benim. Bazen unutulurum, akarım öyle saatlerce. Aktıkça karanlık saatlerin vurdumduymazlığına hayret ve isyan ederim. Her top oynadıktan sonra bana koşan çocuklar, sabaha çıkmamı sağlayın yoksa bir daha koşacağınız bir çeşme olmaz şu okulun hatra muhtaç köşesinde.

Fakir bir ailenin fukara bir hayatında büyüdüğüm söylenebilir. Belki fakirliği iliklerime kadar yaşamadım ama fakirliğin ne demek olduğunu birçoğundan daha çok bildiğim söylenebilir. Öyle fakir, mağdur, mazlum edebiyatı yapmaktan hiç hoşlanmam ama gerçekleri sonuna kadar severim, çünkü bizi saran dört bir yanımızda sürekli duranlar, gerçeklerdir.

Hani insanların eşit olduğunu savunan bir güruh var ya aslında onlara lafım. Bak kardeşim ırkçılık ve dincilik temellerinden bağımsız konuşuyorum insanlar eşit değildir. Din, dil, ırk sadece birer sıfattır ve karşında Hitler, Mussolini gibi kafası sıyrıklar yoksa çok da önemli değildir. Kimileri insanları iyiler ve kötüler diye ikiye ayırır belki romantik dünyada geçerli bir sınıflamadır ama günümüz kapitalizminde saçmadır, lafu güzaftır. İnsanlar ikiye ayrılır: zenginler ve fakirler.

Bak dostum eğer fakirsen sevemezsin, hayır hayır karşı çıkma sakın. Her şeyim, canım, cananım dediğin kişinin son şeyi olursun belki sondan da bir sonraki şeyi. Üstelik zengin kız fakir oğlan triplerine bile girmiyorum. Eşit statü, eşit fakirlik. Onsuz bile hayal kuramıyorken o farkında bile olmadan fakirliğinden kaçıyordur. Her zaman mantıklı bir “hiç kimse olmazsa o vardır” seçeneğisin.

Bir şeyler istemeye hakkın yoktur. Bir araba alayım dersen “ayranı yok içmeye tahtırevanla gider sıçmaya” olur. Üstelik sen araba alırken kimseden tek bir beklenti içinde değilsin. Borcu sana, harcı sana. Olmaz! olamaz. Senin statü olarak 5 bin liralık bir arabaya bile binmeye hakkın yok. Halbuki zengin öyle mi? “Kanka yeni araban çok yakışmış”.

Ağlayamazsın kardeşim fakirsen eğer. Her akan damla acziyetinin bir göstergesidir. Ağlayıp boş işlerle zaman kaybedeceğine çalışıp para kazanmalısın, zaten bu kadar güçsüz olduğun için ağlıyorsun ya. Halbuki bak şu gelirli kardeşime, ağlıyor. Amanın ne kadar da naif bir insan. Ne kadar duygusal ve ne kadar ince yürekli. Helal olsun kardeşime. Kim demiş erkekler ağlamaz. En iyi de erkekler ağlar.

Kitap okumaların anlamsızdır, gereksiz harcamadır kitaplar senin için. Sen fakirsin neyine lan entellektüel olmak. Beymen’de bir pembe fular 400 tl! Hayır bir de karın mı doyuruyor kitaplar. Çok muteber şeyler olsaydı yazarlar fakirlik çekmezdi. Bir de gidip çoluğun çocuğun rızkını kitaplara yatırıyorsun ayıp ayıp boyundan posundan utan. Halbuki bak şu Lacoste’dan giyinen kardeşime, kitap eline ne kadar da yakışıyor. Yazarı Hikmet Anıl Öztekin mi? Ne dinci görünüp ihale koparmak derdinde mi? Tevatür kardeşim tevatür. O okuyorsa Hikmet kardeş bir numaradır. Hem isme baksana Hikmet Anıl Öztekin peh peh tam yazar ismi. Oğuz Atay, Sartre, Camus, Kafka, Abasıyanık, James Joyce, Tanpınar kim alla aşkına. Azıcık mantık. Göz var izan var sonuçta.

Toplum kabullerinin dışında bir şey yapma özgürlüğün yok senin. Sabah akşam çalışıp pazar günü beyaz atletinle ailene mangal yapmalısın. Fakirlik bunu gerektirir çünkü. Bu kabullerin dışına çıktığın an aptalın su katılmamışısın. Susuz bile içilmezsin, illa su eklenmeli sana. Ama bak bak şu varlıklı biradere bungee jumping ne kadar da yakışıyor. Atlayışı, kemeri takışı, süzülüşü… Tam bir çılgın. Dünyaya bir kere geliyoruz kardeş tabi ki atlayacaksın.

Bak bak bak oturmuş bira içiyor terbiyesiz, ahlaksız; din, namus, toplum düşmanı. Allah’tan kork hadi ondan korkun yok kuldan utan be. Cehennemde yanacaksın, hayırsız evlat! Çıkıp da “kardeş yanacaksam ben yanacağım sana ne oluyor” da diyemezsin. Halbuki şu Porsche’lu Berkecan viski mi içmiş. Olsun canım ne olacak. Gençlik işte, ileride hidayete erer mutlaka. Ermedi mi? Sıkıntı yok herkes aynı şekilde yaşayacak diye bir kaide yok ki. Onlar bizim zenginliğimiz.

Yazdın, sildin. Silmedin, sakladın. Sakladın gördün. Yazdıkların piyasada kitap diye dolanan karalamardan on kat daha kaliteli. Bastıramazsın değil mi? Okunmayacaksın. Arkanda bir ajans, bir güçlü şahsiyet, bir bir bir işte anla da bir zengin olmadan dikkate alınmayacaksın. Alınsan da 100 yıl sonra. 5 bin lira matbaaya verebilecek misin?

Hayır dostum hayır. İnsanlar eşit değildir. Zenginler vardır, fakirler vardır. Fakirler nefes almak zorundadır, zenginler nefesin her salisesinden zevk almak.

Eşit değil,
eğitimde
aşkta
kişisel tatminde
sosyal statüde.

Yine de selam olsun çalmadan, çırpmadan, yalan söylemeden; yaşayan, seven, lokmasını paylaşam kişilere. Dünya dönüyorsa sizin yüzünüzün suyu hürmetine dönüyor.