Sevgili anneler, babalar ve muhterem Roma halkı!

Az biraz muhabbet etmeye ne dersiniz? Herhangi bir yargılama, yadırgama olmadan oğlunuz/kızınız yerine size seslenmek istiyorum.

Gelin öncelikle çocuklarınızdan ne beklediğinizi sıralayalım, maddeleri önem sırasına göre değil de aklıma geldiği şekilde yazdım.

  1. Ellerini sofra bezine veya sandalyeye silmemelerini
  2. Suyu direkt sürahiden değil de bardak aracılığıyla içmelerini
  3. Okuyup entelektüel ve kendi geçimini sağlayan biri olmalarını
  4. Sadece zengin koca değil hayat boyu mutlu olabileceği koca bulmalarını
  5. Erkek çocuklarızın kadınlara iyi davranmalarını
  6. Saygı duyulan, sözü dinlenen birey olmalarını
  7. Dolaptaki soğuk su bitmişse doldurmalarını

Tüm bunları ve dahasını bekliyorsunuz, peki bir kısmı oluyor veya olmuyor değil mi? Hazır mısınız? Oluyorsa sizin sayenizde oluyor, olmuyorsa da sizin yüzünüzden olmuyor. Şimdi derin bir nefes alın ve nabzınızı kontrol ettikten sonra yazıyı okumaya devam edin.

1- Güzel bir akşam yemeği, tüm aile birlikte ah ne kadar da özlenen bir ortam. Anaaam o da nesi eşşek kadar olmuş oğlunuz elini sandalyeye sildi. Yarabbi yağlı yağlı, nasıl çıkacak şimdi? Koskoca çocuk niye böyle bir şey yapmış olabilir ki? Size bir sır vereyim mi? Büyük ihtimalle sofrada peçete yok. Heyhat peçete de mi var? O zaman çocuğunuz yaptığı eylemin doğuracağı sonuçların farkında değil. Sandalyeyi kendisine temizletmeyi denediniz mi? Durun cevap vereyim denediniz ama kabul etmedi. O zaman sandalyenin parasını harçlıklarından kesin. Kıyamıyorum demeyin her kıyamadığınızda kıymış oluyorsunuz aslında.

2- La la la o da ne? Kaç yaşına gelmiş adam sürahiyi kafasına diktiği gibi ihtiyacı olan sıvıyı midesine indirdi. Evet dışarıdan gözlemlendiği kadarıyla pratik bir yöntem ama pek hijyenik olmadığı konusunda da size katılıyorum şimdi. Yaptığı şeyin pek şık bir davranış olmadığını, şıklıktan öte hijyen kuralları açısından olumsuz olduğunu anlattınız mı? Tahmin etmek zor olmasa gerek, anlattınız ama takmamıştır sizi. Bugün tahmin etme günümdeyim. Peki aynı davranışı siz ona göstere göstere yaptınız mı? Hemen “ıyyyy iğrenç” tepkisi vermeden çocuğunuzun sizi suyu öyle içtiğinizi gördüğünü ve ardından sürahiyi alıp da dibinde ağzınızdan düşen yemek kalıntılarıyla karşılaştığını hayal edin. Durun hayal etmeyi bırakmayın, insanlar şu sıra sık sık hayal edemiyor malum. O iğrenç görüntüyle karşılaşan çocuğunuz sıcak yaz gününde çeşmeden veya damacadan su içmek zorunda kalacak. Bu zaruret neticesinde suyu öyle içmeye devam eder mi sizce?

3- Okumanın gerekli ve faydalı olduğu konusunda size katılıyorum. Bu kadar anlayışlı bir insan olduğumu bilmezdim. Neyse mevzubahis ben değilim, sizsiniz ve sizin küçük aileniz. Ne kadar anlatırsanız anlatın çocuğunuz televizyondan ve sosyal medyadan kopup kitap okumuyor mu? Sırlarla dolu kişiliğimi ifşa etmekten pek hoşlanmam ama size bir sır daha vereceğim. Çocuklar söylediklerinizle değil, yaptıklarınızla ilgileniyor. Eğer siz okumuyorsanız çocuğunuzdan okumasını beklemek fazlasıyla hayalperestlik olur. Tamam hayal edin dedik ama bu kadar da değil. Evinizde günün belli saatini okuma saati yapmayı denediniz mi? Dışarının keşmekeşinden uzak bir iki okuma saati. Pc kapalı, tv kapalı, modem kapalı, 3G kapalı. Herkes okuyor, mümkünse evdeki sivrisinekler bile. Böyle bir ortamda çocuğunuzun okumaktan başka çaresi olmayacaktır ve merak etmeyin okuma alışkanlık işidir. Bir kez kitapların büyülü cümlelerine daldı mı onu oradan çıkarmak zor olacaktır.

4- Kızlarımız, tatlı küçük kızlarımız. Ama o da ne büyüdüler mi yoksa? Kabullenmesek de sanki yavaş yavaş evlilik yaşına geliyorlar artık. Akılları da bir karış havada mı ne? İstedikleri zengin ve olabiliyorsa yakışıklı bir koca mı? Mutluluğu buna endekslemiş durumdalar, oysaki tecrübeleriniz bunların mutluluk için yeterli olmadığını söylüyor değil mi? Kusura bakmayın ama müsebbibi sizsiniz. Uzaklarda aramayın. Böyle bir evliliğin iyi olduğunu siz ve izlediğiniz programlar/diziler onun bilinçaltına yerleştirdi. Salt romantizmi aşılamak da doğru değil ama bir zengine kapak atıp mutlu olan kızların övgüsünü bırakın artık.

5- Tek kızlar mı büyüyor? Gelin dürüst olalım büyüme eylemi kızlara özgü bir durum değil. Erkek evlatlarınız da büyüyor hatta büyümüşlerdir bile ama o da nesi? Büyüdükçe başta annesi ve kız kardeşi/ablası olmak üzere diğer kadınlara saygısını yitiriyor. Niye olabilir ki acaba? Gelin üç maymunu oynamayı bırakalım. Kadınları hep işlevsel hizmetçiler olarak görüp öyle büyüdüğü için olabilir mi? Annesi çocuk yapıp büyüten, yemek pişiren biri. Evin kızları beyimizin su ve meyve ihtiyacını karşılayan bireyler. O zaman günaydın artık beyefendimizin bilincinde şu olgu olacak “ben değerliyim çünkü çüküm var”. Kadınlara saygılı olmasını istiyorsanız beraber büyüdüğü kadınların değerli olduğunu hissettirin ona.

6- Şimdi bir şeyi itiraf edelim, şüphesiz çocuklarımız için ne yaparsak yapalım onların iyiliği için yapıyoruz. Sonuçta kimse geleceğe bir sapık yetiştirmek istemez. Büyüdüklerinde saygı duyulan birey olmalarını istememiz de gayet doğal hakkımız. Peki hemen kendimize şu soruyu soralım: Biz çocuklarımıza ne kadar saygı duyuyoruz? Sözlerini ağzına mı tıkıyoruz yoksa her defasında bitirmelerine müsaade mi ediyoruz? Uygulamasak da mantıksız da olsalar görüşlerini sık sık alıyor muyuz yoksa amaaan çocuk işte ne anlar ki deyip geçiştiriyor muyuz? Evet doğru tahmin ettiniz. Sizin çocuğa saygınız onun kendisine saygısını doğurur ve saygı duyulduğunu bilen çocuk emin olun ki bunu alışkanlık haline getirir.

7- Annelerimiz, güzel annelerimiz artık büyüyen çocuklarınızın arkasını toplamayı bırakın. Bunu onun iyiliği için. Çocuk şunu bilsin dolaptaki su bitmişse ve doldurulmuyorsa o dolap boş kalacaktır. Kalkıp kendisine meyve getirmiyorsa o elmaların ayaklanıp geleceği yok. Kıçını kendi silmiyorsa ortamlarda boklu gezecek. Tabi tutup da dört aylık bebeği bezi dolu şekilde bırakmayın. Eşyanın tabiatına aykırı.

Biraz fazla uzattığımın farkındayım ve kötü haber uzatmaya kalksak daha da uzar ama ana fikir bu. Çocuk taklit ederek, görerek öğrenir ve büyür. Geleceğin inşasında temel olan çocuktur. Bir çocuk büyütürken sadece ailenizi değil geleceği de büyütüyorsunuz, unutmayın.

Sevdim mi güzel severim dedi. Kelimelerin duygular üstündeki etkilerinden bihaberdi. Kimse kötü sevmezdi oysa. Seven insanın bir koyunu kurban ettiği, bir yoncayı ezdiği, bir çocuğa tokat attığı görülmüş şey değildi. Bunlardan habersizdi, her seven güzel severdi, her seviyorum taklidi yapan önce karşısındakini sonra kendini öldürürdü. Önce katil sonra maktul olurdu. Bunu bilmiyordu ya da biliyordu ama henüz idrak etmemişti. Yaşıyordu, yaşıyormuş gibi yapıyordu. Yiyordu, içiyordu yeri geldiğinde sıçıyordu tıpkı diğer güzel mahluklar gibi. Tıpkı diğer çirkin mahluklar gibi idrak edemiyordu.

Korkuyordu, korkusunun sevgisini engelleme gibi bir yaptırımı olmasa da sevme isteğinin önünde büyük bir duvar gibi yükselebilme huyu vardı. Seviyor olsaydı duvara romantik bir anlam yükleyebilirdi ama sevmiyordu, sadece seviyor olmak istiyordu. Tüm romantik hissiyatlar karşısındaki duvara çarpıp serseri bir mermi gibi kendini yaralıyordu, sadece kendisini mi? Belki evet sadece kendisini belki de ileride hikayesini dinleyecek tüm sevda namzetlerini.

Geçmişini düşünmüyor değildi elbet, kaç sevda girişiminde vurulmuştu, kaç kez tamam seviyorum dediği anda kanadı kırılmıştı, kaç kere bu kez oldu derken aslında olmadığını bildiğini bir bir zihninin saklısından, karanlık kuytusundan çıkarıyordu. Hatırlıyordu tek tek. Bir kez daha hatırasının küflü raflarına bir hayali daha kaldırmak istemiyordu. Yine üzülmek istemiyordu ama üzülmek istemezken üzülüyordu. Dramı yine tek kişilik değildi ama üzen taraf kendisiydi. Üzülüyorlardı. Seversem güzel severim diyordu. Tek cümleyle kendini ele veriyordu. Sevmek istiyordu ama yenilmek istemiyordu. Severse güzel severdi, sanki kötü şekilde sevmek mümkünmüş gibi. Sanki severken maşuğu idam etmek mümkünmüş gibi. Belki mümkündü ama idam mesut bir ölüm olurdu. Bir anne yavrusunu öldürürken yavru mesuttu, ölüm şefkatliydi. Bilmiyordu.

Olumlu kelimelerle güzel bir terkip kurmak gayet mümkündü. Güzel sevilebilir, iyi doyulabilir, mutlu şekilde öpülebilirdi. Bu dilbilgisinin doğasına uygundu. Oysa bir başkası gidersem güzel giderim diyordu. İşte anlaşılmaz olan ve üstüne düşünülmesi gereken şey buydu. Nasıl güzel gidilebilirdi ki? Gitmek kalanlar için bir son, bir bitiş, ağlak bir geleceğin habercisi değil midir? Bunun güzelliği nerededir diye insanları derin düşüncelere sevk eder.

Giden mi güzeldir yoksa gitme eyleminin kendisi mi? Aslında ikisi de değil. Gitmenin geleceği güzeldir, gelecek tiyatrosunda çıkardığı oyun güzeldir. Bir gün onun her saniyesi için fırtınalar koparırken ertesi gün ona asırlar öncesinden aktarılmış bir sevgi hikayesi gözüyle bakmaktır güzel olan tarafı.

Bir başkası harika unuturum diyordu. Elber burada unutmanın gerçek anlamını beklemek ahmaklık olur. Hatıralar lanetidir insanın, daha doğrusu insan beyni komplike bir lanettir üstümüzde. Unutamazsın ama onlarla yaşamaya alışırsın. Hiç şiir yazmamış gibi, geceleri uykun hiç kaçmamış gibi, hiç ağlamaklı bir hal almamış gibi davranırsın. O zaman harika unutmuş, güzel gitmiş olursun.