Sabah erkenden kalk
Horozları kıskandır, aç camı çek dolu bir nefes
Çık dışarı alma telefonu yanına, elemleri evde bırak
Düş yola, boş ver düşme bugün düşmek yok
Koyul yola hakimiyetini dinlet sokağa
Aceleye mahal yok, acelemiz de yok zaten
Ne zaman acelemiz oldu ki? Hem neden olsun?
Salına salına yürü, acelesiz kahvaltı yap köşe başındaki kahvaltıcıda
Tekrar koyul yola at adımlarını kuşların terennümüne eş
İlk aşkını düşün, son aşkın aklına gelmesin
Sadece gül, ahmaklıkları boş ver gül
Dolmuşlar ilk seferlerini sende atsınlar bırak siftah verme
Sakın kıskanma telaşlı adımları, endişe hükümlüleri sollasın seni yol ver
Kollarındaki pranga hayatın radarını önemsemiyor
Hayatın tadını çıkar ama köle olmadan
Bırak hayatın tadını çıkarırken evdekiler sana ulaşamasın
İçiyorsan çıkar da bir cigara yak
İçmiyorsan boş ver zaten zararlı
Güzel bir çay bahçesi, otur demli bir çay iç
Bırak fiyatlar kazık olsun zaten cesaretin olmayacak bir daha oturmaya
Kalk hadi gezmeye devam ama düşünmeden, dertlenmeden
Çok da dalma mutluluğa göğsü direksiyona yapışan acemi şoföre ezdirme ümitlerini
Omuzlarını dikleştir bugün hayatın padişahı sensin
Ara sokaklara gir, gölgeden ve tenhadan git
Güneşli kalabalıklar hayallerini bunaltmasın
Özenirsin sonra onlara, onların içinde bir “o” olursun sadece
Fakirlere acıma, neden acıyasın ki onların içinde ne baharla yaşadığını biliyor musun?
Dertlinin bir derdi var, dertsizin bin, boş ver dertli gördüklerini
Çık yavaş yavaş şehir dışına merak etme saati hava serinliyor demek akşamüstü
Bunu bil yeter
Düşünme meraklı zihinleri, seni değil senli hayallerini merak ediyorlar zaten
Kurul bir tepenin yeşil tahtına
Rüzgar içine bir hoşluk versin ama zihnine boşluk vermesin sakın
Güzel günleri düşün, yarınları, daha gelmeyen gizli bahçeleri
Geleceği düşün, karını, çocuklarını; onu düşünme
O seni düşünmüyor emin ol
Güneş batı istikametinde yol alıyor, giderken ardında kızıllığını unutmuş
Yetim evladı gibi gidiyor ardından koşarak
Yeter düşündüğüm hadi kalk, eve git
Öğle yemeği de yemedin zaten
Kalk git ümitlerini bekletme fazla

Benekli nevresimi çektim başıma
Siyah renkli hayalleri vurdum sırtıma
Çıktım binlerce suskun şahidin huzurunda yola
Korkuları siyahla yoğurdum, döktüm asfalta
Hükmümü taşlara dinlettim, ezdim her birini
Nefretim ayakkabılarımın yırtığından okunuyor

Karanlık gözyaşlarımı gizledi şahitlerden
Zaten şahitler de anlama yeteneğinden azade
Her biri suskun bir efendi, sanırsın beyzade
Ben gittim perdeler değişti, ayyaşlardan korkmadım
Anladılar ben daha ayyaştım, ben daha serkeş

Sırtımın kamburu doğuştan değil
Her susma girişiminin bir artığıydı sırtıma binen
Her fırsatçı yolcu kambur tabureme oturmak istedi
Bilmediler suskunluğun tahtındaki padişahtım
Sessizliğin saltanatıyla riyaları defettim

Dönüş planlarımdan bağımsızdı gidişim
Her gidişin bir dönüş olduğunu unuttum
Unuttum gündüzü, incitmedim ölüleri
Alıp verilen nefesleri umursamadım
Tek ben yaşıyordum bir de parlak şu benek

Yorulan damarların inadına arttırdım adımları
Her pencereden beni izleyen inlileri duydum
Yürüdükçe terledim, üzerime atlıyor karanlıklar
Asfalt benden korkuyor, kamburlu hayalden
Siyahımın yoğunluğundan uzuyor yollar

Sustum, sadece yürüdüm gelmez ufka
Tabelalar değişti, rakımlar, nüfuslar
Gidilecek yerlerin tükendiği yere geldim
Dön artık suskun yolcu
Her suskunluk saltanatının celladı bir laf vardır
Her karanlık gidişin celladı bir güneş vardır