Bir Tatil ve Düşündürdükleri

Hemen her fırsatta dile getirdiğim ve dile getirmekten hiçbir zaman yorulmayacağım bir gerçek var, o da memleketim. Ülkenin en doğusu, en ücrası ve belki ulaşım olarak en zor yerleriden biri. Memleketim olmasına rağmen sevemiyorum bir türlü, yaşamak da istemiyorum ama feleğin bir oyunu üniversite de bile en fazla 300 km uzaklaşabildim şehirden. Hal, vaziyet, hikaye bu olunca insan her fırsatta uzaklaşmak istiyor. Uzaklaşma isteği büyükşehirlerin aktivite bolluğundan mıdır, farklı mekanlarda kafa dinleme arzusunun dayanılmaz cazibesi midir yoksa sadece kaçıp gitme isteği midir bilemiyorum. Gerçi bu yaz için hiç tatil yapma gibi bir fikrim yoktu. İki ay boyunca evde pineklerim, kod yazarım, kitap okurum, kitaplı kahveli özlü sözlü ve bol hashtagli İnstagram fotoğrafı paylaşırım diye düşünüp züğürt tesellisi arayışlarına giriyordum ki bir arkadaşımla “laa gidek gezek mi” sözünün ardından ciddi ciddi tatil planı yaptığımı fark ettim..

En az benim kadar gezen ve en az benim kadar “oraya da gidelim ne olacak ki” fikrine sahip olan arkadaşımla İzmir’e gitmek için konuşurken, kendimizi Bodrum, İzmir, Çeşme, Ankara, Ürgüp planı yaparken bulduk. Oho o da bir şey mi kaporaları bile ödemiştik. Tatile çıkmadan önce kafam o kadar karışık hayatım o kadar boktandı ki tatili sığınacak bir liman, bir Ferhat Göçer şarkısı, bir Van Persie transferi gibi gördüm. Tüm yaralarıma merhem olacaktı o derece yani.

Ne aşkta kazanıyordum, ne kumarda kazanıyordum, ne şarkılardan tat alıyordum ne de uyumak istiyordum. Evet eğer yaz tatilinde İlyas sekizde uyanıyorsa problem çok büyük demektir. Annem bile halime üzülüp hacıya hocaya götürmeye kalktı o derece. İçime bir şey kaçtığı yoktu, sanırım bir buhran içindeydim. Duygusaldım, öküzdüm, kibardım, kabaydım ve asabiydim. Tüm bunlarla tatile gitme, yeni yerler görme, olursa arkadaşlarla vakit geçirme fikri girdap gibi aldı içine savurdu beni. Bilinçli bir şey yapamadım. Zaten müthiş bir rüzgar hortumunun içinde ne yapabilirsiniz ki?

Kafam hiç rahat değildi, bir türlü odaklanamıyor; suyun, plajın ve bilimum tatil ögesinin tadını çıkaramıyordum. O zaman anladım ki insan kafasını evde bırakmalı ama olmuyor a dostlar kafayı evden bırakamazsın. İnsan başı olmadan yaşayamıyor. Gerçi bu anlama bir idrakler silsilesine dönüşecekti ilerleyen günlerde. Düşüncelere gark olmaya, saplantılı fikirlere alıştım derken yemek yiyemedim. Ya hiç yemiyor ya da yediklerimi kusuyordum. O an kafada bir ampul daha çaktı. İnsan midesini de evde bırakmalıydı. Ya sonrasına ne demeli. 35 derecede insan niye öksürük krizine girer, niye nefesi kesilircesine öksürür? Sanırım bu bir haberdi İlyas’a, ciğerler de evde bırakılması gerekenler arasına eklenmeliydi. Artık evde bırakacak bir şey kalmadığına göre rahat rahat tatil yapabilirim neşesine kapılıyordum ki kapılamadım. Yok arkadaş bir insan ömrü hayatında kaç kere çene kemiği ağrısından müzdarip olur? Hah işte tam o dertten de müzdarip olmaya başladım. Hayatı Leyla ile Mecnun tadında yaşamaya başladım. Tam bir absürd komedi. Gerçi yemek yiyemediğimden çene kemiği çok sıkıntı olmadı ama insan arada bir ağız dolusu esnemek istiyor. Bir de mübareği evde bırakması sıkıntı. Çene kemiği bu la Türkiye’de yerine söküp takacak kaç tane adam vardır ki?

Ara ara kitap yazma isteği öyle bastırır ki anlatamam. Ya konu bulamam, ya kurgusunu kuramam, ya karakterleri oluşturacak yetkinliği kendimde göremem ya da başlamaya üşenirim. Hah işte bu istek zelzelesinin en büyüğü tatilde geldi yıktı viran eyledi ama gitmedi melun şey. Hayatımdaki en farklı fikirleri, en iyi kararları ya uykuya dalmadan on beş dakika önce ya da lavabodayken alırım. Bazen karşımdakine öyle konuşmalar yaparım ki kendim bile şaşar kalırım, kendime hayranlık duyarım. O saptamalarımın veya projelerim yarısını kayıt altına alsaydım eminim daha farklı biriydim. Gel gör ki kayıt altına alamadım. Uyumadan önce yanımda kağıt kalem tutacak halim yok. Ya elinde bir adet A4 ve bir tükenmez kalemle lavaboya giden insan figürü? Cep telefonuna uzun uzadıya yazmaktan da hazzetmem.

Ha ne diyordum kitap yazma isteği. Uykuya dalmadan hemen önce bir roman konusu o kadar açık belirdi ki zihnimde romanı yazmıyor yaşıyordum sanki. Giriş sayfalarını yazdım, kurgusunu oluşturdum. Karakterleri, kullanacakları dili, mekanları her şeyi kurguladım. Belki en fazla 300 500 satacak bir kitap olacaktı ama edebi anlamda beni tatmin edecekti. Sonuç? Uyudum lan uyudum! En büyük hayallerimden birini gerçekleştirmeye çok yakındım ki ben sadece uyudum. Sabah kalktığında ne oldu biliyor musun? Her şey uçup gitmişti. Sadece Hayri Bey’in Esma’ya aşkı, intiharı ve Hayri Bey’in intihar mektubuyla başlayan roman aklımda kalmıştı. Bir de dertlerin arasına eklenince tatil hiç de umduğum gibi olmadı, olamazdı da zaten. İnsanın bedeni bir yerlere gitmemeli. Ruhu özgür kalmalı, kanatlanmalı, uçmalı, yüzmeli. Geri kalan her şey dertlerin yer değiştirmiş hali, gamların farklı mekanlardaki tecellisi o kadar.

Kitap okuyayım dedim, her zorlu anımda kitaplar merhem olmuştur bana. Kütüphanemi yanımda gezdiremiyorum, e e-kitap okuyucum da yok. Dolayısıyla ilk ihtiyaç bir adet kitap satın almak oldu. Bodrum’da 15 liralık kitaba 25 lira verdiğim anda başladı kitapla ilgili olumsuzluklar. Uzun zamandır Bukowski okuma ihtiyacı hissediyordum. Hem orada burada dönen alıntıları hem de yeraltı edebiyatını merak ettiğim için. Gördüğüm ilk kitabı olan Kadınlar’ı aldım. Hay almaz olaydım. Sevmedim arkadaş, müstehcen, konudan bağımsız, kurgusuz, felsefesiz, düşünsel altyapısı olmayan bir adam. Sadece birkaç saptama ve bol bol bel altı muhabbet. O da merhem olmadı, ne merhemi yarama tuz bastı. Bitirmek zorunda hissettiğim için de hala okuyorum. Belki sonu çarpıcı olur da mort eder beni.

Normalde beş bin bilmem kaç kmlik tatilden dönen birinin yaptığı gibi Facebook’a tatil isimli bir albüm açıp çok mutluymuşum ölümüne eğlenmişim gibi 300 500 fotoğraf atmam lazımdı ama oralara giden herkes onları görebilir. E ben de ortamı güzelleştirecek daha çekici kılacak bir dekor olmadığım için resimlerin bana hatıra olarak kalması daha iyidir. Her zaman diyorum gördüklerinden ziyade düşündürdükleri önemlidir. Tamam tamam her zaman demiyorum ilk kez dedim. Bu da böyle yazımdır, kayıtlara geçsin hakim bey.