Bir Yol Hikayesi

Bir varılmazın bulutlarla buluştuğu yerdeyiz, bir ciğer dolusu nefesin verdiği şuhluğu idrak etmenin dayanılmaz işkencelerini duyuyoruz damarlarımızda. Prangalarından kurtulmuş kartalın özgürlüğü hissedişi gibi dayanılmaz arzularımız sarıyor dört bir yanımızı. Bir daha gelemeyeceğimizi bildiğimiz bir hayal ikliminin realizmi sonuna kadar yanımızda.

Yolculuk çok çetin geçti, etrafı ısırgan otlarıyla çevrilmiş patikalar, keçilerin bile çıkmaya direneceği engebeli yollar geçtik. Önce bir derviş yolumuzu kesti. “Ben bilirim evlat, zordur buranın yolu gidenler dönmedi” dedi. Gidenlere dönmek zorunda olanların ahmaklığını yükleyen bir meczuptur dedik. Ne malum belki dönmek istemediler. İstediler de deliliğin modern çağında bir gezgin olma zarureti ağır bastı belki.

Sonra bir soytarıydı yolumuzu kesen. “Haşmetlümüz, efendimiz gitmeyin orada hayat komik değildir ve insan gülmeden nasıl yaşar” dedi. Cevap vermedik, dikişleri atmış ayakkabımızdı gözlerimizin tek gördüğü devam edeceğimizi anlayınca “bari beni de götürün, iki takla atar size komik şeyler anlatırım” dedi. Dedi demesine ama biz insan görmeye tahammülü kalmamış hümanistler önemsemedik. Belliki işler kesat, karın tokluğuna çalışıyor. Kendimizi bile doyuracağımız meçhulken bir başka varlığın sorumluluğunu almak ne büyük bir gaflettir.

İleride duran kravatlı kişi tam da tahmin ettiğimiz gibi bir devlet memuruydu. Yolumuzu keserken hiç tereddüt etmedi, hiç sayılı kanunun kendine verdiği yetkiye dayanırkenki özgüveni takdire şayandı “beyefendi şimdi buradan geçmeye çalışıyorsunuz ya geçemezsiniz, bilmem kaç sayılı kanunun bilmem hangi bendi uyarınca yol tehlikeli düşler kapsamına alındı” dedi. Memur beyin haklı olduğu kanaatine vardıktan sonra yoldan geçmemiz için izin dilekçesi kaleme aldık. Çala kalem yazılmış arz eden dilekçemizi memur ilgili mercilere götürmek üzere yola çıktıktan sonra biz de yola koyulduk. Nasılsa gidenlerin dönmediği bir yoldaydık. Devletin ceza mekanizmasından korkmamızı gerektirecek bir durum yoktu ortada.

Bir eşkiya mı o? En korkulanı şüphesiz o olmuştu. İnsan kendinden bilir başkasını. Hayatımızda hiç eşkiya olmadığımız için nasıl davranacağımızı bilemedik elbet. En iyisi olduğumuz gibi samimi davranmaktı. Tüm bunları düşünürken hırsızları anlayanların nasıl gizli birer hırsız olduğunu anladık, anladık anlamasına da artık bunları dert etmemiz gereksizdi. Biz umursamaz fikir gezginleriydik. “Benim paramı vermeden nasıl yola devam edersiniz! Belli ki güçlü adamlarsınız. O dini bütün dervişi geçtiniz, soytarılığa prim vermediniz, ilik kurutan memuru da atlatmışsınız. Vesselam sağlam adamlarmışsınız, sakalımı atın bırakayım yoksa kellenizi uçururum” diye haykırdı, belki de kükredi ya da alelade konuşmuştur da dizimizin zangırtısını eşkiyanın sesine katmışızdır, hala bilmiyoruz. İlkin bir sigara uzattık, ardından iki duble boğma rakı. Ahvalimizden haber verdik eşkiyaya, o dramından bahsetti. Bir kız sevmiş zamanında, babası fakirsin deyü vermemiş. Zengin olmak, intikamını almak istiyormuş. Üçüncü sınıf yeşilçam filmlerinin hala yaşanıyor olması tuhaf olsa da acısını paylaştık. Olur da dönersek dönüşte sohbete devam edebilmek ümidiyle ayrıldık oradan.

Bir şelaleydi tırmanılması gereken, iflah olmaz romantiklerin uğruna şiir yazdığı şu amanvermez sular ve aktığı korkunç mesafe. Geçemezdik, geçilmezdi. Dönmek yiğitliğe yakışmazdı, kalmak bize yakışmazdı. Yolu uzattık, uzattıkça kederlendik.

Uzanan çimeni bitmiş yollar, zor akarsular ve nihayet bir düzlük. Dört tarafı iğne yapraklı çamlarla çevrilmiş bir mutluluk abidesinin tecelligahı. Neden geldiğimizi bilmeden, ne zaman gideceğimizi düşünmeden beşerden ve sunilikten uzak bir mecra. Buraya gelenler kimdi ve neredeler merakını etmeden sadece biz bize olmanın saadeti. Rüya aleminin başlangıcı ve tehlikeli düşler sokağının son noktası. Buradan sonrası bulut buradan sonrası feza, buradan sonrası mutluluk. Ama hala nefes almanın azabını iliklerimizde sonumuza kadar duyabildiğimize göre geriye iki seçenek kalıyor. Ya geriye dönüp azabın azabında başarısız bir figuran olmaya devam etmek ya da azabın son noktasında ölmek. Hem fikir şekilde ölmek mutsuzluk fikrinin mutluluğa çıkan çıkmaz sokağıymış…