Birilerine Bir Şeyler Anlatma Meselesi

Topluma bir şeyleri anlatma kaygısı başa gelebilecek sıkıntılar arasında ilk sırada gelir. Ben anlatmayayım kendimi, hayatımı, aşkımı, çilemi, projemi. Hem anlatırsam ne olacak değil mi? Bıraksınlar, bıraksınlar sadece düşüneyim. Çok konuşma meraklısı olmadığım gibi birilerini dinleme meraklısı da değilim. Sadece beni anlayan, dinleyen, bilen; bana güvenen, inanan “o” olsun yeter.

İnsanlar için -çok ekstra bir durum yoksa- her zaman kendi gelir. Çok da önemsemez civarı. Erdal Demirkıran’ın çok güzel bir sözü geliyor aklıma: “Arkadaşının cenazesinde kredi borcuna ağlayan bile var” . Durumu tam olarak özetliyor aslında. Peki hal durum böyleyken niye insanları yargılama ihtiyacı hissediliyor,  niye yaptığı yanlışı (kime göre, neye göre yanlış o da belli değil ya) düzeltme ihtiyacı hissediliyor toplum tarafından? Birinin iyi birey olması için  toplumun beklentilerine ve kendi kültürüne göre yaşaması mı gerekir illa?

Bir insan müslüman olmadığı için iyi insan olamıyor mu ya da iyi insan olabilmesi için “La ilahe illallah” demesi yeterli mi oluyor? Olayı sadece dini olarak düşünmeyin. İnsan ömrü çok kısa ve bir kere yaşanıyor, yaşamanın tek gayesi toplumsal beklentilere cevap vermek olmamalı. Kendini birilerine anlatmak için saniyelerini bile harcamamalısın. Niye eşarplı gezdiğini veya niye başı açık olduğunu anlatmak zorunda olmadığın gibi kendi görüşünü savunma ihtiyacın da olmamalı.

Toplumdan biraz farklı düşünüyorsan kendini anlatmak da zordur zaten. Düzeltiyorum zor değil imkansızdır, toplumun tek doğrusu vardır ve onun haricinde her şey tehlikelidir, kabul edilmemelidir.  Karşıdakinin tek amacı seni ayıplamaksa Sokrates olsan idam edilirsin. Kendini anlatman söylenirken aslında beklenen onlar gibi düşünmendir. Yoksa senin doğrularınla ilgilenmez toplum.

Sürekli bir şeyler deme ihtiyacı hisseden el alem bırak gençler aşkını yaşasın, bırak Fatma Ali’yle buluşsun, bırak Kemal sunni camiinde kolu açık namaz kılsın, bırak Osman caferi camiinde kolunu kapatsın rahatça, bırak Selma İzmir’de kara çarşafıyla rahat rahat gezsin, bırak Suna şortuyla Erzurum’da gezebilsin, bırak da oruç tutmak isteyen orucunu Yunanistan’da tutsun, yemek isteyen de Konya’da yesin orucunu, bırak Diyarbakır’da Mhp’liyim, Osmaniye’de Bdp’liyim diye gezebilsin gençler.

Birilerine bir şeyler anlatmak zorunda olmayayım, birileri de bana yaptıklarını anlatma zorunluluğu hissetmesin. Düşüneyim, seveyim, dalayım gitsin ama hesap vermeyeyim. Anlayan bir tek kişi olsun beni, toplum olmasa da olur.