Güzel Gidenler Tiyatrosu

Sevdim mi güzel severim dedi. Kelimelerin duygular üstündeki etkilerinden bihaberdi. Kimse kötü sevmezdi oysa. Seven insanın bir koyunu kurban ettiği, bir yoncayı ezdiği, bir çocuğa tokat attığı görülmüş şey değildi. Bunlardan habersizdi, her seven güzel severdi, her seviyorum taklidi yapan önce karşısındakini sonra kendini öldürürdü. Önce katil sonra maktul olurdu. Bunu bilmiyordu ya da biliyordu ama henüz idrak etmemişti. Yaşıyordu, yaşıyormuş gibi yapıyordu. Yiyordu, içiyordu yeri geldiğinde sıçıyordu tıpkı diğer güzel mahluklar gibi. Tıpkı diğer çirkin mahluklar gibi idrak edemiyordu.

Korkuyordu, korkusunun sevgisini engelleme gibi bir yaptırımı olmasa da sevme isteğinin önünde büyük bir duvar gibi yükselebilme huyu vardı. Seviyor olsaydı duvara romantik bir anlam yükleyebilirdi ama sevmiyordu, sadece seviyor olmak istiyordu. Tüm romantik hissiyatlar karşısındaki duvara çarpıp serseri bir mermi gibi kendini yaralıyordu, sadece kendisini mi? Belki evet sadece kendisini belki de ileride hikayesini dinleyecek tüm sevda namzetlerini.

Geçmişini düşünmüyor değildi elbet, kaç sevda girişiminde vurulmuştu, kaç kez tamam seviyorum dediği anda kanadı kırılmıştı, kaç kere bu kez oldu derken aslında olmadığını bildiğini bir bir zihninin saklısından, karanlık kuytusundan çıkarıyordu. Hatırlıyordu tek tek. Bir kez daha hatırasının küflü raflarına bir hayali daha kaldırmak istemiyordu. Yine üzülmek istemiyordu ama üzülmek istemezken üzülüyordu. Dramı yine tek kişilik değildi ama üzen taraf kendisiydi. Üzülüyorlardı. Seversem güzel severim diyordu. Tek cümleyle kendini ele veriyordu. Sevmek istiyordu ama yenilmek istemiyordu. Severse güzel severdi, sanki kötü şekilde sevmek mümkünmüş gibi. Sanki severken maşuğu idam etmek mümkünmüş gibi. Belki mümkündü ama idam mesut bir ölüm olurdu. Bir anne yavrusunu öldürürken yavru mesuttu, ölüm şefkatliydi. Bilmiyordu.

Olumlu kelimelerle güzel bir terkip kurmak gayet mümkündü. Güzel sevilebilir, iyi doyulabilir, mutlu şekilde öpülebilirdi. Bu dilbilgisinin doğasına uygundu. Oysa bir başkası gidersem güzel giderim diyordu. İşte anlaşılmaz olan ve üstüne düşünülmesi gereken şey buydu. Nasıl güzel gidilebilirdi ki? Gitmek kalanlar için bir son, bir bitiş, ağlak bir geleceğin habercisi değil midir? Bunun güzelliği nerededir diye insanları derin düşüncelere sevk eder.

Giden mi güzeldir yoksa gitme eyleminin kendisi mi? Aslında ikisi de değil. Gitmenin geleceği güzeldir, gelecek tiyatrosunda çıkardığı oyun güzeldir. Bir gün onun her saniyesi için fırtınalar koparırken ertesi gün ona asırlar öncesinden aktarılmış bir sevgi hikayesi gözüyle bakmaktır güzel olan tarafı.

Bir başkası harika unuturum diyordu. Elbet burada unutmanın gerçek anlamını beklemek ahmaklık olur. Hatıralar lanetidir insanın, daha doğrusu insan beyni komplike bir lanettir üstümüzde. Unutamazsın ama onlarla yaşamaya alışırsın. Hiç şiir yazmamış gibi, geceleri uykun hiç kaçmamış gibi, hiç ağlamaklı bir hal almamış gibi davranırsın. O zaman harika unutmuş, güzel gitmiş olursun.