Hızlı Tüketmeyin Okuyun

Bir tarihçi olsam şüphesiz ilk araştıracağım şey çağlara göre insanların tüketim alışkanlığı olacak. Bunu da salt bir egodan ve haklı çıkma kaygısından ötürü yapacağım. Her zaman ve her yerde “insanların bilgiyi ve olayı en hunhurca tükettiği çağda yaşıyoruz” düşüncesini dile getirdim. Birçok kişi bu önermeme hak verirken bazıları da “nereden biliyon lan?” tarzı dallamaca cevaplarla karşıma dikildiler. Aslında dallama diye nitelendirdiğim bu insan güruhunun haklı olduğu gerçeği onları benim gözümde dallama yapıyor. Elimde kanıtlar yok, bilmiyorum, ezelden ebede yaşama gibi yetim de yok ama tahmin ediyorum. Ne yazık ki tarihçi değilim yoksa kesin araştırır ve kanıtlar toplardım. Belki de tembellik eder “amaaaan ben mi kurtaracağım” der işin içinden çıkardım. Neyse meselemiz bu değil meselemiz çabuk ve hızlı tüketim.

Mynet’in ilk zamanlarından beri internetle içli dışlıyım ve neredeyse 5 6 yıldır aktif kodlama yaparak internet alemi içerisindeyim. İnternet doğası gereği bilgiyi ve yaşananlarını hızlı tüketmemize imkan sağlıyor ama son raddede gelinen durum gerçekten kritik.

Bilmem hatırlar mısınız “oğlum bak git” vardı. O kadar tuttu ki aynı adla film bile çektiler. “Damar benim, kan benim”, “aha kırdın kırdın”, “doğum tarihiniz: mış”, “vermicem vermicem”, “fakirler ölsün porscheden selamlar”, “soma faciası”, “anlayamazsınız”, “duran adam” ve daha niceleri. Yukarıdaki olayların hemen hemen tamamı gezete ve televizyonlardan bağımsız olan sosyal medya gündemine oturmuş ve çok kısa sürede tüketilmişlerdir.

sumerkolcak
Çok çok uzağa gitmeye gerek de yok. Sümer Kolçak ve 1112211.com hadisesi var. 3 günde adamı kahraman yaptık, sonra rezil ettik, hayatını foseptiğe çevirdik ve unuttuk. Kaç kişi adamın 14 temmuz itibariyle sitesini kapattığından haberdar acaba?

Ne Zararı Var Bunun?

Bir çoğuna göre herhangi bir zararı yok belki ama ben bu olayın vahim bir sonuç doğuracağını düşünüyor ve için için üzülüyorum. Bilmiyorum farkında mısınız artık uzun içerikler sıkıcı ve monoton gelmeye başladı. Kimse 5 dakikalık bile video izleyemiyor. 59 saniye birçoklarına yeterli geliyor. Sanılanın aksine bunlar 59saniye.com, Twitter, İncicaps gibi sitelerin oluşturduğu akımın bir sonucu olarak görülmemeli. Bahse konu siteler sadece birer ihtiyaca cevap verdiler. Nesil (içinde benim de olduğum yaşlısı genci tüm cihan) çağa ayak uydurarak hızlı tüketimi tercih ediyor. 500 sayfalık bir kitap okumak yerine, yersiz ve 140 karakterden oluşan bir twit okumak daha cazip geliyor. Bu da tembel bir geleceğin habercisi olmakla birlikte hayal edemeyen, düşünemeyen bir nesil anlamına da geliyor ne yazık ki.

Belki kitap okumak önceden de çok moda olan bir iş değildi. İnternetten önce de çerez içerikler bunu talep eden kitleye ulaştırılıyordu ama o zamanlar durumun şimdiki kadar vahim olduğunu sanmıyorum. Belki sadece bir tahmin.
Kitapsız olmaz, kitapsız olmaz, kitapsız olmaz. Napolyon yaşasa bu alıntımın karşısında saygıyla eğilir ve kitap almak için de paraya ihtiyaç olduğunu söylerdi. O konu tam olarak öyle değil ama cidden lan kitapsız olmaz!

Ne kadar niteliksiz olursa olsun, ne kadar bilgiden, bilimden uzak olursa olsun kitap birçok şey için en temel şart. Kitap okumadan yetişen birinin zihinsel olarak hep bir boşluğu ve açlığı olacaktır. Şu an Orhan Pamuk’un Masumiyet Müze’sini okuyorum. Tam bir aşk romanı ama hayal dünyama o kadar şey kattı ki. Kemal’i tanıdım, bana göre Kemal’i sevmeyen ve zenginlik, şan, şöhret hayaliyle kavrulan Füsün’u tanıdım. 1980 dönemini sanki içindeymiş gibi yaşadım, Teşvikiye Camii’nde cenaze kaldırıp, Çukurcuma’yı gördüm. Kısacası hayal ettirdi ufkumu açtı. Tek bir kitap bile o kadar şey katarken bundan önce okunan yüzlercesine değinmiyorum bile.

Hangi 40 saniyelik video veya hangi 140 karakterlik twit bunu size kazandırabilir? Hangi 3 günlük mizahi içerik alıp size Meksika’yı tanıtırken ahlaki ve insani değerlerden bahsedebilir?

Düşünmek

Düşünün, sizi düşünmeye sevk edecek içeriklere yönelin. Ne kadar gereksiz ne kadar ciddiyetsiz olursa olsun düşünme eyleminden vazgeçmeyin. Zekanızın farkına ancak böyle varabileceğiniz inancı taşıyorum. Niye televizyondan uzak durun diye bir yerlerini yırtıyor uzmanlar? Çünkü düşünmenizi engelliyor, içeriği size hazır olarak sunuyor ve hiçbir zihinsel aktivite gerektirmeden tüketmenize olanak sağlıyor. Öyle bir hal aldık ki artık televizyon bile faydalı gelmeye başladı. İki resimlik sığ capsler tüm mizahımızın yerini aldı.

Çok konuştum ya üstelik bir papağan gibi herkesin söylediği şeyleri tekrarlamaktan başka bir şey de yapmadım. Elimde cehaletle savaşmak için çok iyi bir aracım var. Mesleğim! Demem o ki ben derslerimde cehalete düşman, yukarıda eleştirisini yaptığım hızlı tüketmenin zararlarının farkında olan, okumayı bir aydın eylemi değil de yaşamın bir parçası olarak gören bireyler yetiştirebilirim. Siz de karanlığın sizi içine çekmemesi için dua edeceğinize karanlıkla elinizden geldiği nispette savaşabilirsiniz.

Parti propagandası gibi oldu be. Yalnız bu savaşı kazandığımız zaman elimize yaşanabilir bir ülke ve gelecek geçecek. Bu çıkarların en üstündedir diye umuyorum, ummaktan da öte biliyorum. Pragmatist bir düşünceyle “amaaaan şurada yaşayacağız 20 30 sene, kasmayalım nasılsa öleceğiz, bunun bize ne faydası var” diyenlere de hak veriyor ve iyi ki atalarımız böyle düşünmemiş diyorum.

Sevin, sevilin, okuyun, okutun. Türkiye’yi düzey olarak daha iyiye götürecek bir projeniz varsa beni de en üste yazın. Üst olmuyorsa alta yaz canım fark etmez. Yeter ki yapılsın artık bir şeyler. Nasıl bir Türkiye hayal ettiğime de sonraki yazıda değinelim. Milyonlar bu yazının hayaliyle yanıp tutuşacak farkındayım ama biraz sabretmeleri gerek.