Küçük Adamın Hikayesi

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde olmasa da vakt-i zamanında bir küçük adam, elleri ceplerinde bir iş, sevdiği bir eş hayal eder durur. Çalışır, didinir çok istemese de pek hayali olmasa da öyle seve seve yapamasa da öğretmen olur. Artık büyük adam olma yolunda emin adımlar atmıştır. Önünde başka büyük adamlar vardır, çok bilgi birikimi olmasa da yıllarca okuyup yazmasa da uzun seneler boyu öğretmenlik yapmış büyük adamlar!

Büyük adamların hakkıdır bazı şeyler. Çiçeği burnunda öğretmenimiz bekler. Bekler ve hiçbir şey yapmadan sürekli bekler. Zaman geçmesi yeterlidir ne okuma ne yazma. Mesleği almıştır, büyük olabilmek için beklemek yeterlidir. Zaman bu ya gelir geçer hiç hissettirmez hem de. Bizim adam bir bakmıştır yıllar geçmiş tecrübeli bir öğretmen olmuştur. Tecrübe büyük olmak için tek geçerli koşul ya üstelik kaysı ağacı gibi bekleyerek tecrübe kazanmak da eğitim için olmazsa olmazdır.

Büyüyen adamımız artık kendinden az çalışanları hakir görmeye başlayabilir, adalet çağrıları adı altında kendinin kayrılmasını içten içe bekleyebilir. Bu en doğal hakkıdır. Yeni gelenler çalıştırılmalı, “stajyer köleden gelir” köhne şakasını bilinç altındaki kayrılma isteğiyle birlikte sık sık yineler.

Büyük adam olmuştur artık her şey en doğal hakkıdır, öyle de olması gerekmez mi zaten? Yaşlanmak ve beklemek kolay iş midir? Yeni gelenlerin becerisi, yeteneği, birikimi ne olursa olsun o yeni gelmiştir, stajyerdir! Üstelik başkalarının sorunları da onu enterese etmez o artık bir büyük adamdır. Yeni gelen küçük adamlardan biri akademisyen olunca kendiliğinden seviye atlar, artık o da büyümüştür. Üstelik bizim büyük adamın gurur kaynağıdır, onun mesai arkadaşıdır. Ona yaptırdığı işlerle kilitlediği görevleri abarta abarta anlatır. İşte o bir yerlere gelmiş olsa da bir zamanlar bunun elinin altında kıdemsiz bir meslektaştı. İstese bizim adamımız da yapar. O ne ki?

Peki ya Talim Terbiye Kurulu’na giden o adam? Kesin torpili vardı. Okumuşsa, çalışmışsa, hak etmişse ne olmuş yani bizim büyük adam kadar olgunlaşmış kaysı tecrübesi var mı onun? Hiç de bile. Zaten orası da gereksiz bir yer. Çok iş var, sabah akşam çalışıyorsun, yaz tatilin yok. Ülke eğitimine yön vermelerinin ne önemi var ki, sonuçta sistem şu an kötüyse bu derste şarkılar söyleyen, çocuklarla geyik yapan, bencilliğin doruklarında gezen büyük adamımızın suçu değil, bakanlıktakilerin suçu!

Derste azarladığı bir halt olmaz dediği öğrencisi bir tıp doktoru olmuşsa bu kesin onun başarısıdır. O olmasaydı o öğrenci bir hiçti. Gerçi çocuk o kadar zeki de değildi ama adamımız nasıl emek vermişse sayesinde öğrencisi ekmek sahibi olmuştur.

Zaman geçer, büyük adamımızın hayatından bir sürü başka büyük adamlar geçer. Hepsi birer gurur kaynağı olmaya yeter de artar bile. Gün olur çocukları büyük adam olur. Bu da onun başarısıdır. Kanından, canındandır. Hem o olmazsa onlar olur muydu? Torunlarının, yolda selam verdiklerinin, arabasıyla bir yere bıraktıklarının başarısından hep o hisselidir.

Bir eşi, birkaç çocuğu, bir arabası bir tane evi olmuştur. Ömür boyunca yaptığı tüm birikimler bunlar olsa da yeter de artar bile. Olgunluğun ve tecrübenin doruklarında geziyordur. Diğer tüm başarılar bunun başarısının bir uzantısı bir süreğidir. Bunun verdiği ego tatmini burnundaki kıl sayısına yenilerini katar. O salını salını yürümesi, o mağrur duruşu, o hayatındaki başarılı insanları gördükçe gururlanışı kafidir.

Hem zamanında nasıl ek ders almıştır? Söke söke idareye nasıl sözünü geçirmiştir? Ya okuldaki o dominant tavırları. Ne günler ne günler. Ne başarılar ne başarılar.

Devlet politikaları kişi vicdanına bırakıldığı zaman sistem küçük adamlarını doğurur. Bu tartışılamaz, tartışılması teklif dahi edilemez bir gerçektir.

Not: Yazı bir veya birkaç kişiyi hedef alınarak yazılmamıştır. Günümüz Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir eleştirisi hatta öz eleştirisidir. Bunları gördük, görüyoruz ve göreceğiz de. 10 20 hatta 30 yıl yerinde sayanlar, vizyonu okul binalarının içine yeten, tek başarısı geride bıraktığı günler olan kişilerle bir yere kadar gidiyoruz.