Samimiyet Üzerine

Baştan bir hususta anlaşalım, kızmak yok. Anlaşmazsak da dert değil kızsan da sinirlensen de ben bildiklerimi yazacağım ve hususiyetle duygusal olarak verilenlerle birlikte mantıki hiçbir dayanağı olmayan tepkileri zerre kadar umursamayacağım. Ha elbette bu yazılanlarla birlikte içerik de senin zerre kadar umrunda olmayabilir o ayrı bir mevzu (belki paradoks neyse).

Doğu toplumları mı desek yoksa gelişmemiş veya gelişmekte olan toplumlar mı desek tam bilemedim. Çok fazla ülke gezme şansım olmadı onun için “biz”i sen anlamlandır, ister şu sıralar çok meşhur olan Ortadoğu ile doldur zamirin içini istersen Türkiye ile istersen Doğu Anadolu ile.

Girizgah pek uzun oldu asıl meseleyi söyleyemedik. Başlıktan az çok anlaşılır diye tahmin ediyorum. Samimiyet! Bizim en büyük sıkıntılarımızdan biri samimiyet duygusunun yoksunluğundan ileri geliyor. Yeri geliyor acı gerçekleri söyleyemiyor yeri geliyor karşıdakine yaranmaya çalışıyoruz ve ne yazık ki ilişki kurulurken atılan temeller bildiğin hükümet yalakası müteahhitinki gibi oluyor.

Kız 364 gündür sevgilisinin kendisi için yapacağı sürpriz doğum günü partisinin hayaliyle yatıp kalkıyor. Hatta yeri geliyor yatamıyor sadece kalkıyor, sürprizi kendi kurgulasa hayal gücü o kadar kuvvetli çalışmaz. Kendisi için hayali hediyeler, hayali partiler, hayali mekanlar kurguluyor ve kader anı geliyor “aaa ne gereği vardı”, “hadi ya hiç beklemiyordum”, “cidden çok şaşırdım hatta bak bir oha oldum bir de falan” tepkileriyle tüm doğum günü şenleniyor. Şimdi sevgili bacım bunun yerine “yarınki parti nasıl olacak?”, “bak yamuk yaparsan kafanı kırarım” serzenişleriyle arandaki samimiyet bağını kuvvetlendirsen daha şık durmaz mıydı? Onu geçtim ilişkin daha gerçekçi ve sağlam temeller üzerine kurulmaz mıydı? Hem belki ummadığım bir durumda kırılacak hayalin için de bir gece önceden sargılar hazır ederdin. Unutmadan doğum gününde çekilen resimler “ya yeminle ben bile unutmuştum aşkitom unutmamış” açıklamasıyla paylaşılmadan günün anlam ve önemi cemaate duyurulmadan gün bitirilmez.

İşten yorgun argın gelmişsin bir iki lokma yemeğin ardından tek hayalin sıcak bir çay belki eşinle çay sıcaklığında muhabbet, biraz sırtüstü uzanmak. Bazen çok basit hayaller bile imkansızlık girdabına takılır, elden bir şey gelmez. Belki de gelir ya neyse efendim kapı çaldı bakalım kimdir? İn midir? Cin midir? Off anam daha kötüsü davetsiz misafir! Yüzüne karşı istemsiz bir gülücük. O an yüz kaslarının dili olsa da konuşsa “olmuyor, gülemiyorum zorlama yüz felci geçireceğim Allah’a dine imana bak” dese ama biçare de mahkum. Gülümsemenin ardından buyur etmeler ve salonda ilk tepki “ne iyi ettiniz de geldiniz bizim de canımız sıkılıyordu”. Ardından çay koymak için mutfağa doğru ufak bir akış, mutfakta “lanet olsun nereden çıktılar ne güzel uzanacaktık” serzeneşi. Öyle bir serzeniş ki bardaklar korkudan secdeye gelir. Samimiyet nerede? Yeteri kadar samimi olabilsen ne o adamlar istenmeyen misafir durumuna düşerdi ne de sen kurguladığın basit ve mutluluk dolu bir akşamdan olurdun. Aaaa olur mu ama ayıp?

Bir okulda öğretmensin araya iki aylık bir yaz tatili girmiş (bu arada sanılanın aksine öğretmenin yaz tatili süresi 3 ay değil 2 aydır). Tatilin ardından öğretmenler geliyor görüşmediğin bir meslektaşın kalkıp sarılıyorsun. Bir oyunlar bir oyunlar. Tiyatral yeteneğine Moliere hayran kalır. Ne kadar da çok özlemişsin, ah ah tatilin onsuz bir anlamı da yokmuş falan fıstık. Okul biraz ilerler sana gelen ilk iş yükünde doğruuu idareye o çok özlediğin, özleminden geceler boyu kanlı gözyaşları döktüğün arkadaşını şikayete. O fazla çalışmıyormuş hep sana kilitliyorlarmış işi.

İl Sağlık Müdürü nefret ediyorsun adamdan. Yaptığı her hareket, aldığı her karar yanlış. İli büyük sağlık sorunlarına sürüklüyor ama gel gör ki üç beş ay sonra sana başhekimlik teklif edildi. O adamdan iyisi yok değil mi? Ah benim samimi kardeşim. Birkaç üç beş aydan sonra görevine son verildiğinde yine kötü olacak değil mi? Bilmiyorum farkında mısın ama arada kötü olan tek şey senin samimiyetsizliğin. Karaktersiz sıfatı adının önünü süsler artık.

Mesele nedir herkesle kötü mü olalım?

Samimiyet kötü olmak değildir. Sevdiğine kalbindeki değeri verdiğin zaman ayna etkisiyle geri dönecektir sana. Sevmediğin adama gülümsemek, sevgi gösterileri yapmak zorunda değilsin. Muhabbet et sana etme demiyorum olduğun gibi et. Bildiğin nasihat kitabı gibi oldu ama elden bir şey gelmiyor. Gözlemledikçe insanın içi parçalanıyor. İnsanların nasıl böyle olabildiklerine inanamıyorsun. En çok üzüldüğüm konu ise çocukken kandırılmış olmak. O çocuk saflığımızla her gösterilen sevgi showunu gerçek sanıp herkesi adeta birer masal perisi sanmamız koyuyor.

Ne yapayım hacı herkes beni sevsin istiyorum

Öncelikle her samimiyetsizlik bir şekilde ortaya çıkacak, bunun sonuçları daha kötü olmakla birlikte farz et ki ortaya çıkmadı yine herkesin seni sevmesi imkansız. Gerçi bunu fark edeli çok olmuştur ama hatırlatma ihtiyacı duyuyorum. Kimisi çok çalıştığın için kimisi az çalıştığın için, kimisi güzel olduğun için kimisi çirkin olduğun için, kimisi sünni olduğun için kimisi alevi olduğun için, kimisi iyi ders programına sahip olduğun için, kimisi iyi bir eş olduğun için kimisi kötü bir eş olduğun için nefret edecek senden. Örnekler arttırılıp Oğuz Atay gibi tek cümleyle iki sayfa yazılabilir ama gerisini senin hayal gücüne bırakıyorum.

Velhasıl kelam samimiyet bazen her şeydir.