Yazıp Yazıp Sildiklerinin Kahramanıdır Her Başarısız Yazar

Oysa başarılı yazarlar öyle midir? Onlar yazdıklarıyla anılırken başarısızlar kendilerini, sildikleriyle anlatır. Anlatır ve kalır o kadar çünkü diğerleri tarafından değerlendirilecek somut veriler yoktur ortada. Başkalarının indinde korkak ama başarılı yazar olarak da görülebilir, sıkı bir palavracı olarak da. Acı verici olanı ise bunu başarısız yazar evladımızın hiçbir zaman bilemeyecek olmasıdır.

Çok yazdım, hep yazdım ve birçoğunu da sildim. Gün oldu babamı yazayım dedim. Bana hissettirdiklerini, yokluğunu, kısa varlığını, mesafesini, beni kekeme eden bir ay psikolog psikolog süründüren bakışlarını vs vs. Yazamadım, düzeltiyorum yazdım ve sildim. Onlar babamla benim mahremimdi, benim bilmem kafiydi.

Günün birinde daha sekiz yaşındayken sevdiğim amcamın yanına giderken beş köpek tarafından sarılışımı da yazmayı çok istedim. Korkudan ağladığımı ve o korkusuz yeşil gözlü abinin beni nasıl kurtardığını. Çözümün iki hoşttan geçtiğini falan yazayım dedim. Sonra erkekliğe bok sürtmek gelmedi içimden, hem yazsam kime ne. Benim bile aklıma gelirken canımı sıkan bu hikayeyi millet niye okusun ki? O abiyi ara ara görürüm bu yaşıma rağmen gidip sarılasım var ama o beni çoktan unuttu. Şimdi yanlış falan anlar diye korkuyorum.

Kahramanlarım vardı, bilmem hangi kızı bodrumda sıkıştıran Yusuf, on yaşında pöfür pöfür sigara içen Ahmet ve soluksuz 5 kişiyi çalımlayan Kaan. Hepsine saygı duyardım, yazdım hepsini sonra tek tek sildim. Acı vereni ise sildikten sonra bir daha hatırlamadım. Al işte şimdi hatırlıyorum yıllar sonra.

Birini çok sevdim ne ona bir şey yazdım ne de onu yazdım. Gömdüm gitti. O da gömdü gitti. Sonuçta birbirlerine yazmayan iki enkaz çıktı işte. Siz yazın e mi dostlar? Gerekirse saçmalayın illa sevginizi bir kelebeğin kanat çırpınışındaki romantizmle anlatmanız gerekmez; deniz, martılar falan aklınıza gelmeyebilir. Gerek de yok zaten siz domatesle hıyarın uyumundan ilham alın. Mevzu aşkı anlatmak değil mi? Canlı türünün ne önemi var?

Ya üzdüğüm kızlara ne demeli? Çok fazla üzdüm, çok fazlasını kırdım. Üstelik birçoğu aklıma bile gelmiyor. O zaman size yazamadım, şimdi yazayım kusura bakmayın bayanlar ben sizi çok daha fazla üzerdim, bizden bir halt olmazdı. Şimdi bu kadar üzülmeniz daha iyi, ileride unutursunuz nasılsa.

Sahi domatesle hıyar ne güzel bir ikilidir, gel gör ki bu uyumunun yanında en çok adaletsizliğe de onlar uğramıştır. Her ne kadar Lahey’e başvurdukları zaman insan olmadıkları için reddedilecek de olsalar bence Lahey en çok onların hakkı. İnsanoğlu hiçbir zaman onlara adil yaklaşamadı. Ben bile o kadar dikkat etmeme rağmen bir oturuşumda eşit salatalık dilimiyle eşit domates dilimi yiyemedim. Bunları da yazdım yazdım sildim, oysa silmemeliydim.

Bir aşık kurguladım romanını yazacaktım, sonra bir baktım esinim hep Oğuz Atay hep Yusuf Atılgan. O içli intihar mektubunu da sildim attım. Halbuki tüm sildiklerimi toplasam iki roman ederdi ya neyse.

Ya o bilim kurguya ne demeli. Çişe giden arkadaşıma abi benim yerime de işesene diyecektim ve benim yerine de işeyecekti. Hayır hayır olaya dışkı çerçevesinden bakmayın sadece. Dünyada melankoli çeken insan sayısını çok aza indirecektik. Şiddetli aşk acısı çeken biri arkadaşlarının acılarını da üstlenecekti, obez bir vatandaş başkasının yerine de yemek yiyecekti. Sadece başkasının yerine ölen insanlar bulamadım. Özellikle çocukların yerine ölecek kişiler… İnsanlığın birçok derdine ütopik olarak çözüm olacak romanın girişini de sildim attım ya.

Siyaseti de yazdım. O kadar yazdım o kadar yazdım ki kendim bile sıkıldım. Bir çözüm olur diye yazdım kendime sorun oldu. Korkuttular, korktum. Aç kalmaktan değil ha sakın yanlış anlaşılmasın. Bilirim kimse aç kalmaz. Arabamı satmaktan, İphone yerine 3310 kullanmaktan, Polo yerine Lcw’dan giyinmekten korktum. Onları da öyle sildim gittim.

Neyse a dostlar siz silmeyin yazdıklarınızı unutmayın yazıp yazıp sildiklerinin kahramanıdır her başarısız yazar.