Bir sevdayı bir sevdaya katıp
Yaşamak, basamak basamak
Bir adımı bir sonrakinin
Bir sonrakini bir öncekinin kutsiyetiyle
Tutup
Yükselmek, uçmak fersah fersah

Lebinin nemlerini alıp
Gözünün karasıyla demlemek
Yemekten sonra içmek arzusuyla
değil
Yemek niyetine kalplere sunma
dileğiyle

Bir mumu
Bir feneri
Bir ayı
Işıksızlığımın ışığı değil
Esmer nurumun hürriyeti sayıp
Hidayetime zul görmek

Varlığımı varlığına katıp
Göğe yükselebilmek dileğinin
Arşın son durağının
Cennetin kanıtı zülüflerinin
Türküsünü dolamak isterim
dilimin tezenesine

İsmine mah yüzlü demişler
doğduğu gün
Doğduğun gün kamer ar edip
yüzünün nurundan
Ağu dökmüş suratına
Galibi belli müsabakaya
Yenilgi bahanesi yaratma çabasıyla

Bir ümidi bir ümide katıp
Yükselmek, basamak basamak
Bir hayatı tozlu bir heyhattan alıp
Ümit etmek, kucak kucak

En

bir gecenin en karanlık vakti,
şafağın sökmesinden hemen öncesiymiş.
bir kabusun en korkulu yeri,
uyanmadan öncesiydi

en lezzetli yemeğin
beşeri tanımlamalarla alakalı olmadığını
kim bilebilirdi,
kim bilebilirdi en leziz yemeğin
umulmadık bir zamanda
açlıktan ölmek üzereyken geldiğini

su, su içme isteği depreştiğinde değil
susadığında değil
bir çölde leylayı ararken
vahaların gerçek olduğunu
gördüğünde
lezzetliydi

bitmiş bir kalem,
ölümden haber etmiyordu
geride bıraktığın eserin muhbiriydi
belki de saadeti kendiden menkul
bir sonraki kalemin

sen;
şafağı söktüren bir esmer kudret
ecinnilerin bastığı anda
uykumdan uyandıran
bir çift sıcak şefkat

kendi ölümümü izlerken
bir günahkar elma ısırığı,
cennete düşmek için
cennetten kovduran bir çift
şuh bakış

en ateşli vahanın
en ümitsiz bilincinde
gerçekmiş sanrısının gerçekçi sancısı
telaşın sade su vermek değildi
leyla da mı olmaya gelmiştin

biten kalemlerin
tükenen birer tükenmez kalem olduğunu
tek tek, ayrı ayrı birer yalan olduğunu
bir şey söylemeden anlatışın
gelişin ve gerçekliğin…