Hep daha iyisine layıktım
Her iyide bir sonrakine
Çok iyiydim çooook
Sanırım hurilere layıktım
Ama benim aram
Nurilerle iyiydi

Romantiktim, duygusal
Komikmişim de diyorlar
Bir martının salınışındaki
İnce hayaldim
Ta ki martı
Kafama sıçana kadar
Olsun yine komiktim

Az biraz
Sanatçı ruhlu olduğumu da
Söylemiş miydim?

Çöldeyim, susuz
Leyla’yı bulup çıkarmayaydı telaşım
Kim bilebilirdi
Bir kutup ayısının tecavüzüne uğrayacağımı

Hikayem yine bana dram
Yine maşuk namzetlerine komikti
Katıla katıla gülen Fuzuli mi?

Yancıların sancılarını
Yine ben hissettim
Romantik ve mistik bir düzlemde değil
Kuru bir bağırsak gürültüsünde

İyi bir masal dinleyicisiydim
Gökten üç elma düştü
Biri sevene biri sevilene
Biri de mutlu okuyuculara
Bana sapı kaldı
Münasip şekilde değerlendirmem umuduyla

Don Kişot olacaktım
Yel değirmenleriyle savaşan
Ola ola
Rosinenta’nın boku oldum
Bir buğday tarlasında
Ufak bir gübre

Düşlerim vardı
Hepsi bir gönül kuşunun dudağında
Çüş oldu

Bir sevdayı bir sevdaya katıp
Yaşamak, basamak basamak
Bir adımı bir sonrakinin
Bir sonrakini bir öncekinin kutsiyetiyle
Tutup
Yükselmek, uçmak fersah fersah

Lebinin nemlerini alıp
Gözünün karasıyla demlemek
Yemekten sonra içmek arzusuyla
değil
Yemek niyetine kalplere sunma
dileğiyle

Bir mumu
Bir feneri
Bir ayı
Işıksızlığımın ışığı değil
Esmer nurumun hürriyeti sayıp
Hidayetime zul görmek

Varlığımı varlığına katıp
Göğe yükselebilmek dileğinin
Arşın son durağının
Cennetin kanıtı zülüflerinin
Türküsünü dolamak isterim
dilimin tezenesine

İsmine mah yüzlü demişler
doğduğu gün
Doğduğun gün kamer ar edip
yüzünün nurundan
Ağu dökmüş suratına
Galibi belli müsabakaya
Yenilgi bahanesi yaratma çabasıyla

Bir ümidi bir ümide katıp
Yükselmek, basamak basamak
Bir hayatı tozlu bir heyhattan alıp
Ümit etmek, kucak kucak

En

bir gecenin en karanlık vakti,
şafağın sökmesinden hemen öncesiymiş.
bir kabusun en korkulu yeri,
uyanmadan öncesiydi

en lezzetli yemeğin
beşeri tanımlamalarla alakalı olmadığını
kim bilebilirdi,
kim bilebilirdi en leziz yemeğin
umulmadık bir zamanda
açlıktan ölmek üzereyken geldiğini

su, su içme isteği depreştiğinde değil
susadığında değil
bir çölde leylayı ararken
vahaların gerçek olduğunu
gördüğünde
lezzetliydi

bitmiş bir kalem,
ölümden haber etmiyordu
geride bıraktığın eserin muhbiriydi
belki de saadeti kendiden menkul
bir sonraki kalemin

sen;
şafağı söktüren bir esmer kudret
ecinnilerin bastığı anda
uykumdan uyandıran
bir çift sıcak şefkat

kendi ölümümü izlerken
bir günahkar elma ısırığı,
cennete düşmek için
cennetten kovduran bir çift
şuh bakış

en ateşli vahanın
en ümitsiz bilincinde
gerçekmiş sanrısının gerçekçi sancısı
telaşın sade su vermek değildi
leyla da mı olmaya gelmiştin

biten kalemlerin
tükenen birer tükenmez kalem olduğunu
tek tek, ayrı ayrı birer yalan olduğunu
bir şey söylemeden anlatışın
gelişin ve gerçekliğin…

Sonbahar güneşi yakmazdı teni
Acıtmazdı bir umudu
Bir bir gidenlere tek tek selam etmezdi
Vedaları incitmezdi o güneş

Kavağın yek yaprağını sarartmazdı
Sararacağı vardı yaprağın
Düşüşünde ışık eksikti
Işığı olmaya gelmişti sonbahar güneşi

Bir sevdayı bir sevdaya
Bir şiiri bir şiire
Katarken
Fuzûlî bir gayeye
Nihai bir yol gösterme telaşındaydı

Bir sabah serinliğinde
Ya da
Bir akşam soğuğunda
Bile isteye yanına alınmamış hırka yerine
Bir kucak dolusu sevgiliyi sunma arzusundaydı

Yazın sıcağıyla kışın soğuğu arasında
Kararsız kalmışların kararıydı
Gecenin karasıyla gündüzün beyazı
Ayın sarısıyla yıldızın acemi ışığı
Hep sonbaharın hüznünde yok olurdu
Yaşıyormuş gibi yapanların komutanıydı

Acemi tiyatrocuların korkulu rüyası
Tek rol kahramanlarının ezeli düşmanıydı
Bir soğuk, bir sıcaktı
Hem soğuk hem sıcakmış gibi

Terli bir öğleden sonranın
Niye terledik ki acaba sorusuydu
Bir yoksanın, bir acabasıydı
Bir şart cümlesinin
Tatlı tahayyülüydü
Sonbahar güneşi

Bir acemi muharipti gönlüm
Karavanada vurulmuş
Bir yangın yeriydi
Kül olmuş bir serseri izmaritin kıvılcımında

Bir taş ocağı sürgünüydüm
Bile isteye anarşist olmuş gibi
Değil
Sol eliyle iki çay isteyen bir gariptim
Sadece

Hapishanenin soğuk izbeleri
Kadere lanet ettirmiyordu
Hummasına iyi geliyordu

Gitmek istediğim yerin hayali
Tatlı öpücükler müjdelemiyordu
Çay içme isteğimi depreştiriyordu

Sırrın sıradanlığını biliyordu
Yine çok yüklem kullanmış
Sırrını sırrına katık etmiş
Bir tutam, bir tutam sunmuştu sofraya

Efkarım çökmüştü ufka
Söğütler de mi bulaşmıştı kedere
Bir güzelliğin yaprak yaprak soluşu
Hangi kadere
Hangi adalet duygusuna sığardı

Yorgunum demek istemiyordu
Değildi
Hiçliğin hiçsizliği fethetmişti idrakını