Seviyorum seni
Şehrin denize çıkmayan tozlu kaldırımlarında
Dilimde protest bir şiir dolanırken
Aşk şiiriyle değil Mehmet Akif’le
Güzel günlerin ümidiyle sevmek kolaydır
Olası kavgalarımızın çıkardığı mor damarlarda
Seviyorum

Seviyorum seni
Bir söğüt gölgesinde leylak kokusu bekleyerek
Çamura batan ayakkabılarımızı temizlerken
Değil
Aya bakarken sevmek
Sevmek zorunda olanların işidir
Göğe de bakalım ama
Bir kanunsuz gibi polislerden kaçarken seviyorum ben

Seviyorum seni
Duygusal alıntıların tınısında da sevmeli insan
Ama ben
Bir darbe bildirisi okuyan kızın korkak sesinde de
Sevdim seni
Kız kulesine bakan bankların herhangi birinde sevmek
Romantik aymazlıktır
Mülteciler gibi buluşulan parkların, yağmur yağma ihtimalinde
Birlikte ıslanmak için yalvararak
Seviyorum

Seviyorum seni
Kumru gibi demek isterdim
O tatlı ama mahkum bir hayvandır
Bir erkek karadul gibi seviyorum

Seviyorum seni
Bu iki kelimeyi yazmaktan sıkılmayacak
Sıkılmaktan korkmayacak
Yanında sıkılacak
Susacak kadar
Dizinin dibinde uyumayı değil
Müjganlarının arasına hapsolmayı isteyecek kadar

Aysız bir gecede
Yağmur yakarışındaki çiftçi gibi değil
İki ayının nuruna halel gelmiyor diye
Sevinerek seviyorum

Ellerini tutmak
Parmak uçlarından öpmek kalıplarının yanında
Zülüflerini düzeltmek isterdim
Düzeltirken kokusunu içime çekebilme olasılığında
Ve
İnançsız bir kaderin kaderinde
Senle olabilme yazgısını
Düşlerken, kendimi hep
Seni severken buluyorum

Aşıklar tepesinden şehrin ışıklarına bakarken
Üçüncüyü hayal ederken de
Sevmeyi istiyorum
Her bir ışığa naçar mahkum diye bakmayıp
Bir lambayı Mecnun
Bir anahtarı Leyla olarak görerek

Herkes gibi
Vurucu bir şiirin en anlamlı dizesinde değil
Bir ansiklopedinin giriş cümlesinde
Seviyorum seni

Mucizevi bir şey sevmek seni
Sisli bir havada denize bakmak gibi
Gündüzün ortasında yıldızları seyretmek gibi
Dumanı tüten soğuk bir çay gibi
Sen gibi
Hayat gibi

Ölümü gördüm
Dağ gibiydi, dağ başında tepegöz gibi
Sağ bacağından vurulmuş tavşana döndü
Dargın gitti, kendine küsmüştü
Kendinin haberi yoktu

Ayrılığı gördüm
Onsuz yaşayamam diyen bir Mecnun’dum
Sonra baktım
Herkessiz ve hiçkimsesiz yaşayabilirmiş insan
Ya da yaşarım

Yalnızlığı gördüm
Zordur dedim, sonra Steve Jobs’ın nasıl bir yalnız olduğunu gördüm
Şarjım hala vardı
Aldım karşıma kendimi
Kıyasıya çekiştim, sohbet edemedik aksi şeyle

Kendimi de gördüm
Aynasızdım üstelik, hatta hayalsiz
Bir köşede ölümünü bekliyordu
Bilmeden
Fark etmeden
İsviçreli mühendisleri düşünüyordu, gereksiz adamlardı

Yokluğu gördüm
Bir evim bir de gaza basınca gidebilen arabam vardı
Gidecek yerim mi?
Yoktu ya da mazot pahalıydı
Ya da ya da ya da
Navigasyonlar henüz kalbin istikametini gösteremiyordu

Yanlışlıkla cenneti gördüm
Yetmiş iki huriyi birleştirdim
Bir o etmedi
Hem şarap ırmaklardan akınca
İçmesi zordu

Gittim gitmeyi gördüm
Geldim gelmeyi gördüm
Sonra bir baktım ki
Giderken gitmek zormuş
Gelirken gelmek
Zoru da gördüm

Belki başarıyı görmedim ama
Başarısızlık güzel işmiş onu gördüm
Beklenti sıfırlayıcıymış
Beklenilmeyen olmayı gördüm.

Yazmasam ölecektim
Yazsam da
Ölmedim

Çalıların arasında
Sürünmeye tecrübesiz
Bir aslandım
Yırtık yırtık oldum

Parçalandım
Bülbüllerin arasında hem de
Çok güzeldiler
Kıydım kendime

Dokunsalar
Ağlayacaktım
Dokundular
Ağlamadım

Kördüm
Avladılar
Ava da gitmiyordum üstelik
Halbuki avcıyı da tanımıyormuşum

Elimdeki bulgurdan olurken
Pirinç beklentim de
Pilav sevgim de
Yoktu

Karşılık karşıdan gelir
Dediler
Muhalif oldum
Düşünceler karşılıksızdır
Dediler

Okumasam
Çıldıracaktım
Okudum, çıldırdım

Trajedi ile komedi arasındaki
Dramı yaşamamı salık verdiler
Gittim içimdeki kralı
Seyircisiz öldürdüm

Estetiği, sanatı övdüler
Beyazla siyahı karıştır
Gri olur dediler
Kör oldum

Bir eski kitabın
Bir küçük yaprağında
İnsan gerçeği gönlüyle görür
Diyordu
Bir şartı eklememişler
Sarhoş değilsen

Türkü dinlemek lazımmış
Türkü söylemek
Belki türkü olmak
Tezene olmalıymış insan

Olmamalıymış insan
Olmamış zaten insan
Kabil’in eli daha çok kana
Bulaşmalıymış
Bu kadarına bulaşılmazdı

Her görülmeyen güzel günde
Bir şairi asmalı
Her ceylan pınara su içmeye
İnmediği vakit
Bir tahayyül müptelası
İntihar etmeli

Uçurtmayı vurmasınlar elbet
Martılarla başlasın vurma işi
Afrikalıları rahat bırakın
Ortadoğuyu da
Pablo Neruda vurulmalıydı
Oscar Wilde hariç

Adamın avuçları kanıyordu
Umudunu avuçlamıştı sadece
Hoş umudun bir şey yaptığı
Yoktu
Yokluktaydı işte

Bir söğüdün gölgesindeydi
Sahi söğüt ağacı kaç yapraktır
Yeter mi tüm söğütlerin yaprakları
Her bir umuda

Yok yok leylak ağacının kokusunda
Leylak kokuları niye uçmaz uzağa
Umudun yakında olduğunu mu söyler
Uzağa gitme güzeli görmeye
Yanımda kal mı der

Bir rüzgar ne kadar güçlüdür mesela
Kaç insan dağıtabilir
Kaç şiiri boynu bükük bırakabilir
Kaç külü savurabilir bir rüzgar

Ağlıyordu adam
Niyesiz, keşkesiz, hiçsiz
Hiçsizliğine ağlıyordu
Gözlerinden yaş gelmeden

Soruların anlamını yitirdiği vakitte
Kaleminin
Kağıdının
Penceresinde ışığının
Zulasında birasının
Bittiğini biliyordu
Bilmiyordu

Işıksızlığını bir nur
Nursuzluğunu bir hidayet
Habercisi olarak görüyor muydu
Biliyordu
Bilmiyordu

Tükeniyordu adam
Mürekkebinin mavisi gibi
Yorgunluğunun son teri gibi
Değil
Tuzlu suyun sıcağa gideninde

Çıplaktı
Çırımçıplak olmak istiyordu
Karşıdakine bir aptal mezesi
Bir sergüzeşt haberi

Karanlıktaydı
Fakirlikten elektriği kesilmiş gibi değil
Bile isteye elektrik faturasını
Ödememiş
Gibi

Aydınlanmak istiyordu adam
Belki ayılmak
İstemek dürtüsü harekete
Geçirmek istiyordu

Hareket nedir diyordu
Bir gönüle girmek için
A noktasından b noktasına
Bilmem kaç km hızla mı
Gitmek gerekiyordu
Gerekiyordu, bilmiyordu

Suya ihtiyacı vardı
Susuzluğa
Susuzluğun vermiş olduğu
Arzuyu arzuluyordu

Sevinçliydi ama sevinç habersizdi
Gülmek eylemine tuzlu su katmak
Tuzlu suya şeker atmak
Şekere biber boca etmek
İstemiyordu

Adam artık
Bir yudum almak istemiyordu
Her yudum bir sonrakinin sevdasıyla
Bir sonrakinin sonrakiyle
İçmek istiyordu

Bitirmekle bitirmemek
Doğmakla ölmek
Arasındaki nihayetsiz yolculuktaydı

İmla kurallarını bilmiyordu artık
Ünlem neredeydi
Veya her cümleye soru işareti
Konmalı mıydı

Bilmediği çok şey vardı
Bildiği çok şey
Bilmek istediği hiçbir şey

Adam yorulmuştu
Belki ölmek istiyordu
Sırat kaç metredir
Tahmin edemiyordu

Seviyordu
Sevmenin zulüm gibi bir anlamı vardı
Devrime devrilmeye inat ediyordu
Muş gibi yapıyordu

Şiir yazıyordu adam
Şiirine yazıyordu
Gülüşünü güle benzetmedi
Bülbülü öldürmedi
Direniyordu
Seviyordu adam

Erik ağaçlarının varılmazına
Vardığımda
İstediğimi yapma kudretiyle dolacağımı sanırdım
Sanırdım…

İstediğim gibi sevebilecektim
Ya da öyle bir şey
Hoyratça gülüşlerim olacaktı.

Bir erik kopardığımda
Sadece onu yemeyecek
İstediğimi yiyebilmenin saadetini de
Katacaktım lezzetine.

Leyli bir vakitte
Islığımı salacaktım sarhoş naralara
O erik yendiğinde olacaktı.

Yükselmek için bir kucağa
Koparmak için bir çift şefkate
İhtiyacım olmayacaktı
Ben olacaktım onlar.

Yazın doğurganlığında
Bir parça yeşili gördüğümde
Daha ait olacaktım belki dünyaya
Belki…

Bir eriği kopardığımda
Koparabildiğimde
Meyve veren ağacı taşlamayacaktım
Meyvesinden istifade edecektim
Sadece…

Meyve verecektim
Yalnız yemek isteyenlere değil
Yemeyenlere de sunacaktım.

Oysa büyüdüm
Uzandım o dala

Ve ekşiydi.
Tatmıyor muydu
Yoksa…